Havva Annemizin Yaratılışı ve Cennetten Kovulmaları

Havva Annemizin Yaratılışı ve Cennetten Kovulmaları

Allah Teâlâ Adem (as)’ın topraktan yapılmış cesedine ruh, can verip ve bunun ardından akıl, irade ve zekâ bahşettikten sonra ona, yer yüzünün sırlarını ve her şeyin ismini öğretti. Böylece Allah Teâlâ Adem (as) ile zevcesi Hz Havva’nın cennette yaşamalarına izin verdi. Melekler, Adem (as)’ın aklının ve ilminin çokluğunu gördüler.

Havva Annemizin Yaratılışı ve Cennetten Kovulmaları

Havva annemiz Âdem (as) ile uyuşması ve aynı dili bilmesi için Adem (as)’ın vücudunun yapıldığı topraktan olan kaburga kemiğinden yaratıldı. Allah bütün Cennet yiyeceklerini, meyveleri ve nimetlerin tamamını Adem (as) ve Hz Havva’ya helâl kılmıştı. Yalnız bir şeyi yemelerini onlara yasak etmişti.

Allah Teâlâ Âdem (as) ve Hz Havva’ya:

«Eğer bu ağacın meyvesinden kendinizi sakınırsanız ve onu yemezseniz; bundan sonra bütün güzellikler ve iyilikler sizinle beraber olacaktır. Yorgunluk, açlık, susuzluk, çıplaklık ve hastalık görmeyeceksiniz. Fakat bu ağacın meyvesini yerseniz; kendinize haksızlık ve zulüm etmiş olursunuz.»

«Şeytan’ın sizi aldatmamasına dikkat ediniz. Şeytan sizin düşmanınızdır. Daima sizin kötülüğünüzü ister» buyurdu.

Şeytan, Adem (as)’ın mutluluk ve rahatlığını istemiyordu. Onları bu saadet ve mutluluklarından ayırmak istiyordu. Fakat elinden de bir şey gelmiyordu. Çünkü Allah Teâlâ, şeytana bir kimseye zarar verecek güç ve kudreti vermemişti. Ancak riyakârlık ve sahtekârlıklarla insanlara vesvese verebilirdi, şeytanın yalnız yapabildiği iş buydu.

Şeytan her gün kendisini yeni bir kılığa sokuyor, Âdem (as)’ın ve Havva annemizin dışardan da olsa, zihnini çelmeğe çalışıyor, onların dostu olduğunu göstermeğe gayret ediyordu, Böylece Adem (as)’ın ve Hz Havva’nın ona inanmaları ve itimat etmeleri için kendisini çok kuvvetli, güzel, bilgili, asil ve çok mutluymuş gibi göstermeye çalışıyordu.

Bazı tefsirlerin yazdığına göre: Bir gün şeytan tavus kuşu şeklinde salına salına naz ve eda ile yürüyordu. Adem (as) ve Hz Havva onu gördükleri zaman Hz Havva:

«Hayret, ne güzel bir kuş!» dedi.

Şeytan:

«Elbette güzelim, eğer isterseniz siz de benim gibi olabilirsiniz» dedi.

Bir gün kendisini kanatlı bir insan şekline soktu. Havada uçuyordu. Adem (as) ve Hz Havva onu gördüklerinde Hz Havva:

«Bir kimsenin uçabilmesi ne iyi!» dedi.

Şeytan: «Tabii ki iyidir. İsterseniz siz de benim gibi uçabilirsiniz» dedi.

Bir gün şeytan sihirbaz – oyuncu – kılığına girdi. Garip ve acayip işler yapıyor, kahkahalar atarak gülüyordu. Onu gördüklerinde:

«Şuna bakın ne mutlu!» diyorlardı.

Şeytan da:

«Tabii elbette mutluyum. İsterseniz siz de benim gibi mutlu olabilirsiniz» diyordu.

Her gün kendisi başka bir kıyafete bürünüp, Adem (as) ve Hz Havva’yı yaptığı işlerle hayretler içerisinde bırakıyor ve «Eğer isterseniz, siz de benim bulunduğum bu durumdan daha iyi olabilirsiniz» diyordu.

Bir gün Havva, Adem (as)’a:

«Ne düşündüğümü biliyor musun?» dedi.

Ađem (as): «Ne düşünüyorsun?» dedi.

Hz Havva: «Biz sahip olduğumuz bütün bu izzet, ikram ve hürmete rağmen çok kudretsiz güçsüzüz ve başkaları çok daha iyi şeylere sahipler diyorum. Havada uçuyorlar, su üzerinde yürüyorlar, her an başka bir kılığa giriyorlar» dedi.

Adem (as) ve Hz Havva yavaş yavaş bazı arzu ve heveslere kapılmaya başladılar. İşte o zaman şeytan beyaz sakallı ihtiyar bir adam kılığına girip, her gün Adem (as) ve Hz Havva’nın görebilecekleri bir yerde ibadet etmeye başladı. Her gün ibadetten sonra ağlardı.

Bir gün Havva, şeytanın ağladığını gördüğü zaman ona acıyıp şöyle sordu: «Niçin böyle ağlıyorsun? Yoksa bir derdin mi var?..»

Şeytan: «Benim hiç bir sıkıntım kederim yok. Fakat sizin durumunuza üzülüp acıyorum» dedi.

Hz Havva: «Niçin?» diye sordu.

Şeytan: «Çok mağrur, gururlu ve kendini beğenmiş olduğunuz halde hiç bir şeyden haberiniz yokmuş» dedi.

Hz Havva sordu: «Nasıl?»

Şeytan: «Nihayet siz meyvelerin bir kısmını yiyorsunuz ve Cennette dolaşıyorsunuz. Fakat mutsuz, bedbaht insanlarsınız ve kendinizin sonunu da bilmiyorsunuz» dedi.

Hz Havva: «Nasıl ve niçin?..» diye sordu.

Şeytan: «Hiç, ne bileyim. Siz Tavus gibi kırmızı ve yeşil olabilirsiniz, melekler gibi uçabilirsiniz, yabanördekleri gibi havada uçup su üstünde yüzebilirsiniz, bütün mutlular gibi mutlu olabilirsiniz. Yer ve zaman mefhumunu bir birine bağlayabilirsiniz. Sizler çok güçlü olmanıza rağmen, bu kuvvet ve kudretinizden haberiniz yok. Halbuki melekler hep yaşarlar, hiç ölmezler. Bunların yanında ömrünüz de pek kısadır. Ömrünüz, bir gün sona erecektir. Bu dört günlük yeni hayatınızın kıymetini de bilmiyorsunuz. Buna rağmen, hayvanlara bak! Canlarının istedikleri her işi yapıyorlar.

Arzu ettikleri her şeyi yiyorlar. Fakat sizin bazı işler yapmaya bile hakkınız yok. Öyleyse, bu ne hürriyet, ne de yaşamaktır» dedi.

Hz Havva: «Ah, bizim de bütün arzularımıza sahip olmamız mümkün mü?» dedi.

Şeytan: «Niçin mümkün olmasın?.. Tabii mümkündür. Elinizde olan bir şeydir» dedi.

Hz Havva: «Meselâ nasıl?» diye sordu.

Şeytan: «Meselâ şöyle: Siz Cennette meyvelerin hepsini yiyorsunuz, fakat Cennetin ortasındaki ağacın meyvesini yemiyorsunuz. Halbuki onun çok büyük bir özelliği vardır » dedi.

Hz Havva: «İyi, ama bu yasaklandı?» dedi.

Şeytan: «Evet, zaten işin sakıncası da budur. Asıl olanı, yasaklamışlardır. Her zaman yasak olan şeyler tatlı olup, zevk ve sefa sürmenin mayasıdır. Zaten beni ilgilendirmez. Fakat siz o ağacın meyvesinden yerseniz, sizin için her şey olabilir. Uzun ömür, güç, güzellik zenginlik bu ağacın özelliklerindendir» dedi.

Hz Havva: «Çok tuhaf! İnanmıyorum!» dedi.

Şeytan: «Ben de size bundan dolayı acıyorum. Size hayır isteyen, bilgili, mutlu ve büyük bir şahsın sözlerine inanmıyorsunuz ve bu kötü yaşantınıza razı oluyorsunuz» dedi.

Âdem (as) ve Hz Havva: «Pekâlâ yalan da söyleyebilirsin. Şeytan’ın seni aldatması da mümkündür» dediler.

Şeytan: «İblis’e lânet olsun! Ben 100.000 seneden beri ibadet ediyorum. Yalan söyleyebilir miyim? Kabul etmiyorsanız yemin ederim. Bütün kutsal olan şeylerin üzerine yemin ederim ki, doğru söylüyorum. Namusum, şerefim, vicdanım üzerine yemin ederim. Bütün iyilik ve güzellikler bu ağacın meyvesindendir. Allah Teâlâ’nın maksadı da oburluk yapmamanızdı. Ama birazının zararı yoktur» dedi.

Havva, Şeytan’ın yeminine inandı ve «Mademki durum böyledir. Biz de yeriz. Biz olduğumuzdan daha çok mutlu olmak istiyoruz» dedi.

O zaman Âdem (as) ve Hz Havva gittiler ve o yasak meyveden yediler. O ağaç günah ağacıydı. Buğday ekmeği gibi lezzetliydi. Tatlı üzüm gibiydi. Âdem (as) ve Hz Havva, Allah Teâlâ’nın emrini unuttular. Yasak ağacın meyvesinden yediler. Bu durum üzerine şeytan memnun oldu. Ve kahkaha atarak gülmeye başladı. Fakat o anda Âdem (as) ve Havva’nın durumu değişti. Ansızın Cennet elbiseleri bedenlerinden yere düştü. Kendilerini çıplak olarak görmekten hayâ ettiler. İncir yapraklarıyla vücutlarını örtüp, yaptıkları işten pişman oldular. Fakat artık hiç bir faydası yoktu. «Niçin bu hatayı işlediniz? Yoksa bu ağacı size men edip yasaklamamış mıydım? Ve şeytana uyup aldanmayınız dememiş miydim?» diyen Allah Teâlâ’nın sesini işittiler.

Âdem (as) ve Havva: «Ey Allah’ım! Biz yanıldık, hataya düştük, şeytana aldandık, kendimize zulüm ettik ve eğer bizi bağışlamazsan ve bize merhamet etmezsen, büyük zarar ve ziyana uğrayanlardan oluruz» diye pişmanlıklarını dile getirdiler.

Kaynak: Havva Annemizin Yaratılışı ve Cennetten Kovulmaları, Kuran-ı Kerimden Dini Hikayeler ve Kıssalar, Yunus UYAR.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.