Hz Nuh ve Tufan Kıssası

Hz Nuh ve Tufan Kıssası

Hz Nuh ve Tufan Kıssası/ İnsanlığın İkinci Babası

Hz Adem’den sonra insanlar Allah’ı unutup, elleriyle yaptıkları taştan ve ağaçtan putlara tapmaya, onlara secde ve ibadet etmeye başladılar. Bu putların onlara zarar ve fayda veren ilahlar olduklarına inandılar.

Bunun üzerine yüce Allah; onları ve onlardan öncede babaları Adem’i ve anneleri Havva’yı yaratmış olan bir tek Allah’a ibadet etmeye çağırmak, onlara doğru yolu göstermek için Hazreti Nuh’u peygamber olarak gönderdi.

Hazreti Nuh kavmine gidip onlara şöyle dedi:

-Ey kavmim! Şu putları ellerinizle siz yaptınız, bildiğiniz gibi bunların aslı taştır. Fakat siz onlara secde edip tapıyorsunuz, onları gerçek ilah sanıyorsunuz.

-Ey kavmim!  Sizi yaratan ve nimetler veren Allah’tır. Çünkü yeryüzünde tarımı, hayvanları terbiye etmeye ve balıkları avlamaya sizi muktedir kılan, size bu gücü veren O’dur. Size gökten yağmur gönderen yine O’dur. Öyleyse yalnız Allah’a inanın ve O’na ibadet edin, size ne fayda ne de zararı olan bu taştan ve ağaçtan yapılmış putlara ibadet etmeyin.

-Ey kavmim! Doğrusu ben, Allah için size öğüt veriyorum, bu öğüte karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Beni dinleyiniz bana uyunuz.

Hz Nuh’un bu sözlerini dinleyen bazı insanlar:

-Vallahi bu doğru bir sözdür. Şu konuşmayan ve hareket etmeyen putlar nasıl ilah olur? Bir taş parçası ilah olamaz! Dediler.

Bazı insanlar ise:

-Hayır! Hayır! Bu putlar bizim tanrılarımızdır. Onları terk etmeyeceğiz, dediler.

Hazreti Nuh’un sözünü doğrulayan insanlar, iyi yürekli yoksul ve temiz insanlardı. Bunlar Nuh’a uyup putlara tapmayı terk ettiler ve Allaha ibadete döndüler.

Büyüklenip böbürlenen zenginler ise:

-Nuh da kim oluyor ki sözünü dinleyelim? O fakir ve değersiz, delinin biri, biz onun sözünü asla dinlemeyiz, dediler.

Hazreti Nuh usanmadı, yılmadı, bu büyüklenen zenginlere tekrar gidip onları Allah’a ibadet etmeye ve putlara tapmaktan vazgeçirmeye çalıştı.

Onlardan bazısı çıkıp:

-“Ey Nuh! Delirdin mi sen, neler söylüyorsun böyle? Sen daha önce akıllı bir adamdın, bu acayip sözleri daha önce senden hiç duymamıştık. Ne oldu sana? Aklını mı yitirdin?” dediler.

Hazreti Nuh onlara şöyle cevap verdi:

-Ey kavmim! Yanlış anlamayın. Ben delirmedim. Doğru yolu göstermek için Rabbim beni size Peygamber olarak gönderdi. Çünkü siz O’na ibadeti terk edip doğru yoldan ayrıldınız, ellerinizle yaptığınız taşlara tapmaya başladınız.

Onlardan biri kızıp Nuh’a şöyle dedi:

-Sen fakir bir adamsın, bizim aramızdan Allah niçin seni seçip gönderdi? Sen bizden daha iyi değilsin ki seni seçip bize peygamber olarak göndersin?

Bu sözlerden incinen Hazreti Nuh şöyle cevap verdi:

-Evet, ben fakir bir insanım. Ama kalbim temiz ve Allah’a gönülden bağlıyım. Yüce Allah ise temiz olanları ve kendisine gönülden bağlananları sever. Boş sözleri bırakıp, beni dinlerseniz, Allah sizleri de sever ve cennetine koyar. Sizi yaratan O’dur, sizi öldürecek olan da yine O’dur. Size rızıklarınızı veren, yaratan da O’dur. Sonra kıyamet günü sizi tekrar diriltecektir.

Nuh’un bu sözleri üzerine onlardan biri şöyle dedi:

-Dinle ey Nuh! Seni tasdik edip sana uymamızı istiyorsan, etrafına toplanan şu fakirleri kov. Biliyorsun ki biz zengin ve büyük insanlarız. Öyle fakir ve yoksul insanlarla beraber olamayız.

Hazreti Nuh yine üzüntüler içerisinde şu cevabı verdi:

-Bu fakirlerin ne günahı var? Hepsi iyi kalpli ve temiz insanlardır. Yüce Allah ise, iyi ve temiz insanları sever, onların fakirliğine zenginliğine bakamaz. Ben bu günahsız insanları kovamam.

Bu sefer iyice kızan zenginler:

-Öyleyse bizden uzaklaş. Madem teklifimizi kabul etmedin, bir daha gelip bizimle konuşma. Seni dinlemeyeceğiz dediler.

Fakat Hz Nuh yılmadı. Onlara öğüt verip doğru yola yöneltmek için her gün onların yanına gidiyordu. Bir defasında onlara şöyle dedi:

-Ey kavmim, ben size Allah’ın gazabı ve azabının gelmesinden korkarım, ben sizden biriyim ve size acıyorum.

Bu sefer sanki Nuh’u hiç duymamışlar gibi ona cevap vermediler.

Yine Hz Nuh onlara şöyle dedi:

-Fakir bir adam olduğum için bana saygı göstermiyorsunuz, bari sizlere şu malları rızık olarak veren, size evlat, sıhhat ve kuvvet ihsan eden Rabbinize hürmet edin. İnkarcılar, Nuh’u görmemek için elbiselerinin etrafı ile yüzlerini örtüyorlar ve onu duymamak için parmaklarıyla kulaklarını tıkıyorlardı.

Ama Nuh yine de bırakıp gitmiyor, onların etrafında dolaşıp sesini yükseltiyor ve şöyle diyordu:

-Ey kavmim, Allah’ın şiddetli azabı gelmeden beni dinleyin, itaat edin!

Adamlar bu defa yüzlerini açıp öfke ile Hazreti Nuh’a şöyle dediler:

-Ya Nuh, artık çok ileri gittin, şimdi de bizi azapla mı tehdit ediyorsun? Hadi git, bizi korkuttuğun azabı getir de görelim. Bir daha yanımıza gelip bize öğüt vermeye kalkarsan öldürünceye kadar seni taşlarız.

Sonra onlardan bazısı diğerlerine dönüp:

-İlahlarınıza ibadeti terk etmeyin Vedd, Suva, Yeğus, Yeuk ve Nesr adlı putlarınızı bırakmayın, diyorlardı.

Kafirler bu sözleri söyledikten sonra Nuh’u bırakıp gittiler.

Nuh, üzgün ve kederli olarak geri döndü, ellerini kaldırıp, onları Allah’a şikayet etti.

Nuh dedi ki:

-“Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım. Fakat benim onları doğru yola çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı. Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırdığımda, nasihatlerimi duymamak için kulaklarını tıkadılar, elbiselerini büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra doğrusu ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim, dedim ki: Rabbiniz’den bağışlanma dileyin ki, –“Doğrusu O çok bağışlayandır”. Size gökten bol bol yağmur indirsin. Sizi mallar ve oğullarla desteklesin, sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın. Ne oluyorsunuz ki Allah’a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz. Oysa sizi merhalelerden geçirerek o yaratmıştır. Allah’ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz?  Aya aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını sağlamıştır. Allah sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır. Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için yayan odur.”

Yine Nuh şöyle dedi:

-“Rabbim doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimselere uydular, birbirinden büyük düzenler kurdular.İnsanlara:sakın tanrılarınızı bırakmayın, Vedd, Suva, Yeğus, Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin, dediler. Böylece birçoğunu sapıttırdılar. Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır.”

Yine Nuh şöyle dedi:

-Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma. Doğrusu sen onları bırakırsan kullarını sapıttırırlar, sadece ahlaksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler! Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla, yalnız zalimleri yok et.(Nuh:5-8)

Yüce Allah Hz Nuh’un duasını kabul etti.

-“Üzülme ya Nuh! Tasalanma, sana yapılan ihanetlere aldırış etme. Bütün kafirleri suda boğacağım. Ancak sen, ailen ve seninle beraber inananlar kurtulacaktır. Büyükçe bir gemi yap, benim emirlerimi bekle,” buyurdu.

Nuh bu ilahi emirle harekete geçti. Fakat gemiyi nasıl yapacağını bilmiyordu. Yüce Allah ona, gemiyi nasıl yapacağını öğretti.

Nuh ormana gitti. Ağaçları kesmeye, onları parçalara ayırmaya, onları kesi biçerek tahtalar yapmaya başladı. Nuh gemiyi yaparken, kavminden inanmayanlar, ona gelip bakıyor ve gülüşüp alay ediyorlardı.

-Ne oldu ey Nuh… Peygamberlikten vaz mı geçtin? Marangozluk daha mı karlı geldi? Gemiler mi yapmaya başladın? Diyorlardı.

Hazreti Nuh da onlara:

-Bekleyin, öğreneceksiniz! diye karşılık veriyordu.

Onlar yine Nuh’a gülüyorlar, deli! Biz size o delinin biridir dememiş miydik? Bir gün peygamber olduğunu söyler, başka bir gün de marangozluk yapar diye bağırıyorlardı.

Hazreti Nuh gemiyi yapma işini tamamlayınca, yüce Allah, dört ayaklı hayvanların, kuşların, sürüngenlerin ve haşerelerin her türünden birer çift gemiye koymasını, sonra kendisi, ailesi ve inananların gemiye girmelerini emretti. Çünkü yüce Allah büyük bir tufan gönderip yeryüzünü sularla kaplayacak ve ancak gemide bulunanlar kurtulacaktı.

Hazreti Nuh gidip her nevi hayvan dan bir çift topladı. Deve, at, sığır, koyun, keçi, kaplan, panter, kurt, sırtlan, tilki, fil, zürafa, ceylan ve maymun gibi hayvanlardan birer çiftini gemiye aldı.

Kuş çeşitlerinden: Güvercin, ördek, kaz, serçe, karga, baykuş, hindi, tavuk ve horoz gibi hayvan türlerinin her çeşidinden de birer çifti gemiye soktu.

Kaplumbağa, yılan, kertenkele gibi sürüngen türlerinden birer çift ve örümcek, akrep, domuzdan böceği ve hamam böceği gibi haşere türlerinden de birer çifti gemiye aldı. Bunlardan her biri için gemiye yuvalar ve bölümler yaptı.

Hazreti Nuh; gemideki insanlar, dört ayaklı hayvanlar, kuşlar, sürüngenler için çok miktarda yiyecek, içecek ve tatlı suyu gemiye depo etti. Nitekim yanına, yeryüzünde yetişen bütün tahıl ve ağaç tohumlarından da almıştı. Sonra her iş bitince kendisi ve inananlar gemiye girdiler. Ancak kafir olan karısı gemiye girmemişti. Kapıları, delikleri ve pencereleri, Yüce Allah’ın emrettiği gibi kapattılar. Sonra beklemeye başladılar.

Birden dünyayı korkunç, karanlık bulutlar sarmaya başladı. Şiddetli rüzgarlar ve fırtınalar esti şimşekler çakıp gök gürledi. Sonra gökten sel gibi yağmurlar boşanmaya ve yerden sular kaynamaya başladı. Hava korkunç bir hal aldı.

Sular gittikçe yükseliyor, ağaçlar ve evler yavaş yavaş suya gömülüyordu. Nihayet Nuh’un gemisi de yüzmeye başladı. Kafirler sulardan kurtulmak için yüksek dağlara tırmanmaya başladılar. Bağırıp, çağırıyor, korku içinde çığlık atıyorlardı.

Bu sırada Hazreti Nuh, geminin yüksekçe bir penceresinden dışarıyı seyrediyordu. O sırada, çocuklarda birinin dağın tepesine doğru kaçtığını gördü. Nuh’un bu oğlu inanmadığı için gemiye binmek istememiş ve babasından gizlice kaçmıştı.

Hazreti Nuh en yüksek sesiyle:

-Oğlum! Bizimle beraber gel, gemiye bin, kafirlerle birlikte olma! Diye bağırdı.

Kafir oğul cevap verdi:

-Dağa sığınacağım, beni sudan kurtarır, dedi.

Hazreti Nuh kalbi şefkatle çarparak, tekrar seslendi:

-Bugün Allah’ın acıdıkları dışında hiç kimse kurtulamaz!

Nuh sözünü bitirmemişti ki koca bir dalga gelip genci yuvarladı ve onu akıntıyla beraber sürükleyip götürdü. Nuh’un gözünden kaybolup gitti.

Gemi, dağlar gibi büyük dalgalar arasında günlerce yüzüp durdu. Tufan her geçen gün biraz daha yükseliyor, bütün kara parçalarını örtüyordu. Sonra yeryüzünde sudan başka hiçbir şey görünmez oldu. İnsanlar, hayvanlar ve diğer canlılar hepsi ölmüştü. Ancak Nuh ile beraber gemide olanlar kurtulmuştu…

Bu sırada Yüce Allah emir verdi:

-Ey yer, suyunu yut! Ey gök, suyunu yut!

Yağmur dinmiş, şimşek ve gök gürültüsü kesilmiş, güneş doğmuştu. Yer, üzerindeki suyu çekmeye başlamıştı. Gemi, Cudi dağı üzerine oturdu. Lakin geminin pencereleri ve kapıları kapalı olduğu için içerisi hala kapkaranlık idi.

Hazreti Nuh geminin yere oturup hareket etmediğini anladı. Dünyada ne olup bittiğini anlamak için bir pencere açtı. Gemiye güneş ışıkları girdi. Günler boyu güneş ışığı görmeyen canlılar sevinçle bağrıştılar. Arslan kükredi, kaplan gürledi, kurt uludu, köpek havladı, kedi miyavladı, deve böğürdü, koyun meledi, at kişnedi, eşek anırdı, horoz öttü, karga bağırdı, baykuş öttü, serçe cıvıldadı.

Bütün bu sesler, insanların sesleriyle karıştı. Sanki insanlar ve hayvanlar hep bir ağızdan:

-Allah’ım! Bizleri kurtardığın için sana hamd ediyor, şükrediyoruz… Ancak sana sığınır, sana dua ederiz, diyorlardı.

İnsanlar:

-Kapıyı aç ya Nuh, kapıyı aç! diyorlardı.

Hz Nuh ise onlara:

-Sabredin, bekleyin, gemiden inmeden önce yeryüzünde ne olup bittiğini öğreninceye kadar bekleyin, dedi.

Hazreti Nuh, yeryüzünün kuruduğunu anlayınca kapıları açtı. Önce vahşi hayvanları ve yırtıcı kuşları salıverdi. Onlar uzaklaştıktan sonra uysal hayvanları ve evcil kuşları bıraktı. Daha sonra kendisi, çoluk çocuğu, ailesi ve Allah’a inananlar çıktılar.

Hazreti Nuh, ailesi ve oğulları arasında oturup da suda boğulan oğlunun yerini boş görünce, gözleri yaşardı, kalbi üzüldü. Allah’a yönelip şöyle dua etti.

-Ey rabbim! Dedi. Oğlum benim ailemdendi. Sen ise benimle beraber bütün ailemi kurtaracağına söz vermiştin. Ey Rabbim, oğlumu bana geri ver. Ey rabbim, Senin vaadin gerçektir ve Sen hakimlerin en iyi hükmedenisin, diye yalvardı.

Yüce Allah cevap verdi:

-Ey Nuh, O senin ailenden sayılmazdı. Çünkü inanmamıştı. Kafir olan evlada acınmaz.

Hazreti Nuh hata ettiğini anlayıp af diledi… Çünkü onun bu oğlu gerçekten kafir idi, böyle olunca da oğlu sayılamazdı. Onu diriltmesini Allah’tan istemeye hakkı yoktu.

Hazreti Nuh, Allah’ın kendisine kızmasından korkmuştu. Çünkü o, bu kafir oğlanı diriltmesini Allah’tan istemişti. Sonra Rabbine dua edip onu affetmesini istemişti. Kafir evladın, kendi akrabasından olmadığını bilmediği için hata ettiğini itiraf etti. Yüce Allah ta onun duasını işitip kabul etti

Yüce Allah şöyle buyurdu:

-Ey Nuh, sen ve seninle birlikte olanlar, yeryüzünde yaşayın, orasını ekip biçin, onu mamur bir hale getirin.

Sonra Hz Nuh, kendisi ile beraber olanlarla tahılları ektiler, tohumları ve fidanları diktiler, evler yaptılar, yeni binalar kurdular. Yeryüzü tufandan sonra yeniden canlanmaya ve süslenmeye başlamıştı.

Kaynak: Seyyid Kutub, Hz Nuh ve Tufan Kıssası, Dini Hikayeler

Hz Nuh ve Tufan Kıssası bütün kültürlerde farklı şekillerde var olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.